Hasan Saydam

Yarış dünyasının duayen isimlerinden Hasan Saydam’ı tanımayan yoktur. Yarışçılığın dışında gazetecilik ve Hesap Uzmanlığı da yapmış olan Hasan Ağabey ile Atçılık ve Beşiktaş üzerine hoş bir sohbet gerçekleştirdik. At yarışı sayfamızın ‘İmparator’u Mehmet Ercan Fırtına ile bizi Veliefendi Yarış Yazarları Derneği’nde kabul eden Hasan Saydam’ın o çok ünlü çatısını bir kontrol edelim dedik. Ama yıkamadık:))

 

- Yarışcılığın dışında sizin gazetecilik geçmişiniz de var. Bilmeyenler için biraz bu konularda bilgi alsak..

İlk işim gazetecilik. 1963 yılında Ahmet Emin Yalman yönetimindeki Hür Vatan ve Hareket gazetelerinde polis muhabirliği ile başladım gezeteciliğe… Ayrıca Öz-Say imzası ile de atyarışı haberleri ve tahminleri yapıyordum. 1965′de fakülte sonrasında gazeteciliğin yanısıra muhasebe ile de ilgilendim. Daha Türkiye’de Yeminli Hesap Uzmanlığı yokken ben bir İngiliz şirketinde Denetim ve Hesap Uzmanı olarak çalışıyordum. Gazeteciliğe de serbest gazeteci olarak devam ettim. 1983′de Güneş Gazetesi Genel Müdürlüğü’nden emekli oldum. Sonra Hürriyet, daha sonra da Sabah gurubunda spor yazarı olarak gazeteciliğe devam ettim. Mali Danışmanlık ve Denetim Uzmanlığı da hep devam etti.

1983 Ağustostan sonra Yarış Yazarlığı üzerine daha da yoğunlaştım. Dergi çıkardık. Gazete çıkardık. Atçılık ve Yarışçılık için yurtdışı çalışmaları yaptım. Dünyanın bir çok ülkesinde canlı olarak at yarışı izledim. Atçılığı, yarışçılığı, tesisleri incelemek imkanı buldum. Yarış yazarlığında kırk seneyi geçtiğimiz için “Duayen” diyorlar. Bu sıfata layık mıyım bilmiyorum. Benden eski bir tek allah uzun ömür versin Nimet Ağabey (Üyken) kaldı. Güngör ağabey (Sayarı) ise mesleği hepten bıraktı. Reşat Köstem dostum da bu işte bayağı eskidi. Bence o da gerçek bir duayen…

Ben hep bir “At Yarışı Yazarı”nın koşu yorumlamanın yanısıra atçılık ve yarışçılığın meselelerini de takip etmesinden ve okuyucularına bilgi vermesinden yanayım. Tabii işin eğitmeni olmak da bir “Yarış Yazarı”nın baş görevi…

- Televizyonda yaptığınız At Yarışı programı çok beğeniliyordu. Niye kesildi?

Muhtelif televizyonlarda çok ciddi canlı yayınlar yaptık. Mehmet Kurt Kanal 6′nın patronu iken bu işe çok emek verdi. Kendisini hiç unutmamak gerekir. Şu anda hiçbir TV’de program yapmıyorum. Bazı teklifler alıyorum ama herkes işi ucuza getirmek istiyor. Tamam ben duayenim kendime bir şey istemiyorum ama ekibe verilecek paralar ve masrafları karşılamaları lazım… 63 yaşına geldim her gün program yapma şansım yok. Dolayısıyla bu bir ekip işi, ekip işi de belirli bir maliyet meselesi. Orda da herkes istiyorki Hasan baba hobi olarak gelsin yapsın programı. Biz o desteği veriyoruz ama devamlı bir program için o desteğin günü geçti. Dediğim gibi bu bir ekip işi. Ekibin en azından harçlığının ve masraflarının karşılanması lazım…

Tabii biraz da tembel davranıyorum. Ne giyeceğim, kravat mı takacağım, ne renk olacak, ceket mi olacak? Ondan sonra karı var kışı var. Biz TRT’de ya da Kanal 6′da program yaparken Biri Levent’teydi, biri Ortaköy’deydi. Ben de Balmumcu’daydım mesela. Şu an her gün program yapmak için parayı da veriyorlar ama İkitelli’ye gitmek gerek her gün. İkitelli’ye gitmek nerden baksan 2-3 saatini alır. Buna da vaktim yok.

Ama televizyonda program yapanların çoğu bizim okuldan çıkma veya benim okulu takip etmiş çocuklar. Hepsi de başarılı. Çok cüzi bedeller karşılığı program yapıyorlar. Ne zaman ihtiyaçları olsa kalkıp gidiyorum. Bana ihtiyaç duyuyorlarsa onları yanlız bırakamam. Geçenlerde bizim Mehmet Ayan’ın Hipodrom TV’deki programına katıldım. O kadar çok telefon gelmişki normalden fazla tekrarlamışlar programı…

“AT SAHİBİ OLAYIM DA BU İŞTEN PARA KAZANAYIM DİYEN ADAM BATAR”

- Geçmiş senelerdeki Yarışçılık ve Atçılık ortamı ile şu andaki ortamı nasıl değerlendiyorsunuz?

Benim yaşlarımdaki adama bu tür sorular sorarsan, hep eskinin daha iyi olduğu cevabını alırsın. Çünkü bu dönemi beğenmeyiz. Gerçekten dostluklar da çok iyi ve gerçek idi. En parasız dönemim bile bugünden daha keyifliydi, çünkü gençtim. Geçmişe duyulan özlem de değil. Şimdi ben dönüp arkama baktığımda, ya şunu da yapaydım gençliğimde diyebileceğim hiçbir şey yok. Çünkü hep iyi yerlerde bulunmuşum. En genç yaşımda bile şeflik, müdürlük yapmışım. Koskocaman bir gazetenin genel müdürüyken emekli olmuşum. Ondan sonra sevdiğim işi yapmaya devam etmişim. Beşiktaş yazmışım, at yarışı yazmışım, voleybol ve güreş yazmışım. Kimseye muhtaç olmamışım. Kiloma rağmen hep çalışmışım. Evime ekmek götürmüşüm. Kimse için kötü düşünmemişim. Beni arkamdan vurmaya kalkanlara bile darılmamışım. “Elbet vardır bir sebebi… Herkes beni biliyor. Tanıyor. Altın başkalarının demesi ile bakır olmaz” diyorum. 40 seneye yakındır atçılık yapıyorum, 26 senedir yetiştiricilik yapıyorum.

Bundan 30 sene önceki atçılığın tadı bundan 20 sene evvel yoktu. Bundan 20 sene önceki atçılığın tadı ise bugün yok. Evvelden biz sabah buraya geldiğimiz zaman herkes birbiriyle sarmaş dolaştı. Büyük keyif alırdık, saatlerce oturur konuşurduk. Fakat sonradan bu iş, “ben bu işlerden para kazanır mıyım” diye ticarete dökülünce eski tadı kalmamaya başladı. Hiç kimse bu işten para kazanamadı ve kazanamazda. At sahibi olayım da bu işten para kazanayım diyen adam kendini kandırır, batar. Ben bu sene en çok kazanan at sahiplerinden biriyim ama atların masrafını hala zor karşılıyorum.

Yarışçılıkta para esas unsur değildir, olmamalıdır. At yarışında olayın esasında, bizler (at sahipleri) birbirimizle yarış ediyoruz. Senin atın var, onun atı var, bilmem kimin atı var. 5 at koşuyoruz. Ortada da 1 ikramiye var. Birbirimizle yarışıyoruz. Birbirimizin cebindeki ikramiyeyi alıyoruz ama buna rağmen senin atın kazandığı zaman ilk tebrik eden ben oluyordum. Şimdi bu yok. Şöyle söyleyeyim, ben buraya 3 ayda 3 sabah geldim. Ama eskiden hergün buradaydım. Saat 22:00′ye kadar buradaydık. Cumartesi – Pazar yarışlara kadar buradaydık. Biz atçılar konuşmaya başladığımız zaman 3 gün konuşuruz, konuşurduk.

Atınız Eshquia Rusya’da önemli bir kupa kazandı..

Kazandık ama oradan henüz paramızı alamadık. Güya ikramiyeyi Azerbaycan’a gönderdiler ama bize ulaşmadı henüz. Gelecek mi, gelmeyecek mi belli değil… Ne kadar geleceği de belli değil. Sanırım dolandırıldık. Bir kupayı aldım geldim, bir de atı kurtardım geldim (Kahkahalar patlıyor). Aslında ikramiye 100 bin dolardı at başı olunca rakam 85 bin dolara düştü ama kağıt üzerinde tabii bu rakam. “30 bin dolar alırsan öpte başına koy” diyenler var. Aslında illa kazanacağız diye de gitmedik… Kimse gitmeyince sıra bize geldi ve Türkiye’yi temsil etmek için ordaydık. Ama kupadan başka elimizde birşey yok şuan. Jokeyimiz Barış Kurdu’da henüz bir kuruş almadı. Paramızı alacağız ki çocuğa da verelim.

“BANKOCU HAKİKİ BİR BABOŞ YARIŞ ATIYDI”

- Efsane atınız Bankocu hakkında konuşsak..

Eshquia da çok farklı bir at, Cast da çok farklı bir at. Hatta Bankocu’dan daha fazla para kazandırdılar ama Bankocu’nun yeri ayrı bende. Bankocu hakiki bir Baboş yarış atıydı. TJK Kupası’nı kazandı ve o koşudaki 2.400 metre rekoru kırılamadı. Bold Pilot kırdı ama pistin şartları değişmişti.

- Hala sağ mı?

Evet, şu an 21 yaşında. Benim haram olmadığı için aygır olarak kullanamadım.

- Ekürinizde kaç at var?

Şu an sahada 8-9 tane atımız var. Ama koşabildiğimiz 1 buçuk at var. 1 buçuk diyorum çünkü Eshquia’nın şartlarının çoğu kapalı. Konsolos Ali’den çok umutluyduk, Gazi koşar diye bekliyorduk ama bir türlü istenileni veremedi. Bakalım Adana sezonunda neler yapacak. Diğer atlar Gönüldem, Dayıbeyim, Gürkan Kaptan, Himmet hasta veya arızalı.

- Umur Tamer ve seçimler diye sorsak..

Umur Tamer benim çok iyi arkadaşım. Çocukluk arkadaşım, Bakırköylü. Babası, amcası hürmet ettiğim insanlar. Ama ben TJK’nın ne yönetimiyle, ne de seçimleriyle hiç ilgilenmedim. 40 küsür senedir atçıyım, 55 senedir bu sahanın içindeyim ama TJK’ya üye de olmadım ve üye olmak da istemedim. Benim bir hayat felsefem var. Hepimiz aynı yerden çıktık ve hepimiz de Allah izin verirse toprağa gireceğiz. İnsanların çıktığı ve gideceği yerler aynı. Dolayısıyla ben sokaktaki Mehmet efendiyle de eşdeğerim, en değer verdiğiniz insanla da… TJK’ya sen müracat ediyorsun, oradaki 100 kişi bunu aramıza alalım mı almayalım mı diye karar verecekler. Bu bana ters geliyor. O yüzden üyeliğe müracaat etmiyorum. En azından bugünkü fikrim bu… Dolayısıyla TJK’nın seçimleri beni ilgilendirmiyor. Ama ben isterim ki yönetime gelecek kişiler atçılıktan anlayan üyelerden oluşsun ve taşın altına ellerine sokanlar görev alsınlar.

- Müşterek bahislerin özelleştirileceği konuşuluyor. Bununla ilgili görüşünüzü merak ediyoruz?Müşterek bahisler zaten bayiler dolayısıyla özelleştirilmiş vaziyette. Şimdi İngiltere’de müşterek bahisler şekil olarak özelleştirilmiş. Ben diyeyim 10 tane sen de 15 tane müşterek bahis oynatan şirket var. Hepsinin de bahislere verdiği oranlar farklı. Bize gelirsek, diyelim ki müşterek bahis özelleştirdi ve Bir yere verildi. Ne yapacak yarış ikramiyelerini onlar verecek. Giderleri onlar yapacak. Ondan sonra da bu işe devam edecek. Mümkün değil. Tarım Bakanlığı’nı özelleştirme gibi birşey oluyor bu. Çünkü bunun ucu atçılığa dayanıyor. Yani bir ticarethane, banka değil ki bu, neyi özelleştiriyorsun.

Türkiye’de atçılığı ve at yarışlarını organize eden otorite Tarım Bakanlığı. Bir de müessese var. Tarım Bakanlığı’na bağlı olarak at yarışlarını ve müşterek bahislerini icra eden TJK var. Bu 20 senelik mukavelelerle 1953′ten bu yana TJK’ya veriliyor. 2013′te bitiyor sözleşme. Bu sözleşmede de bir madde var. Tarım Bakanlığı istediği anda tek taraflı olarak bu sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir. Ettiği anda da TJK’nın elinde bulunan her türlü gayrimenkul ve menkuller Tarım Bakanlığı’na geçer. Bunun için TJK bazı mallarını, arsalarını vs. TJK Derneği’ne aldı. TJK aslında kamu yararına çalışan bir dernek. Bir derneğin özelleştirilmesi gibi birşey olamaz. Türkiye’de herşey olabilir tabii ama bana fazla ütopik geliyor.

“BANKO DERGİSİNİN BENİMLE İLGİSİ YOK”

- Bir gurubun çıkardığı bir Banko dergisi var. Sizin daha önce çıkardığınız Banko ile ilgisi var mı?

Onların çıkardığı Banko dergisinin benimle ilgisi yok… Bunu açıkladım diye boyuna benim aleyhimde yazıyorlarmış. Ellerine sağlık yazsınlar… Ben okumuyorum. Sağdan soldan duyuyorum. Herkes herkesi biliyor. Bu yaştan sonra kendimi ispatlamaya niyetim yok. İhtiyacım da yok. “Allah ıslah etsin” demekten başka bir şey de söylemek istemem. Benim meşhur lafım var; “At koşar, baht kazanır” diye, bunu da manşette kullanıyorlarmış.. Ama dedim ya, benim uzaktan yakından ilgim yok o dergiyle…

- Peki bu ismi nasıl kullanıyorlar?

Bu arkadaşlar gazete çıkarmak için bana geldiler. Biz senin bu camiadan ayrılmanı istemiyoruz. Müsaade edersen Banko isimli gazete çıkarmayı düşünüyoruz, sen de yaz dediler bana. Ben yazamam dedim. “Ama siz Banko ismini kullanmak istiyorsanız yanına bir Puanlı Banko yazar çıkartırsınız gazeteyi diyerek yol da gösterdim. Günlük Banko’yu böyle çıkartmaya başladılar. Sonra Haftalık Banko’yu da çıkarttılar 3-4 sayı ve sonra bana telefon etti Çetin kardeşim… Seni de içinde görmek istiyoruz ekibinle beraber dedi. Ben de sen benim adımı kullanmışsın. Dolayısıyla sen bana bir nevi ortaklık teklif etmiş gibi oluyorsun. Gönder mali tablonu göreyim. Senle ortak olacak bir durum varsa, geleyim konuşayım, ortak olayım. Göndermediler. “Parayı bastık. Dergiyi çıkardık. Hasan Saydam’a hesap mı vereceğiz.” diye yazmışlar. Okumadım. Bana aktardılar. Onların düşünceleri…

Ne denir ki… Camia gerkeni yapar her zaman… Ben bugün FotoMaç ve Sabah dışında hiçbir sürekli yayına yazı yazmıyorum. Gazetede çıkan yazımı herkes alıp kullanabilir. Ben 1994 den bu yana dergileri de okumuyorum zaten… Ne Erdoğan Bey’in ne de senelerce çalıtığımız Kemal Bey’in… İkisini de okumuyorum.

- Peki sizin gibi bir duayen niye Kemal Akyer’in dergisini okumaz?

Sebebi şu, ben bir gün televizyon programlarının birinde mahmuza hayır kampanyası başlattım. Bir sürü şey yaptım. Kulaklığı Japonya’da görüp Türkiye’ye getiren benim, (Aksini iddia edenler de varmış. Herhalde en yakın zamanda JEST’den evvel kulaklık takmış bir atın olduğu programı bize gösterirler.) O çekilen beyaz şeridi ilk öneren yine benim. Bunları söylerken eski Banko dergileri hep delil.

Hiç unutmuyorum, jokey Halis Yıldız’ın mahmuzlarını aldım ve TV kamerası önünde fırlattım. Mahmuzun havada uçuşunu kamera ağır çekimde verdi. Ertesi gün bir dergide şöyle bir yazı çıktı: Televizyonlara çıkmaya çok meraklı olan, ki hayatımda hiç ben talip olmadım çıkmaya hep bana geldiler, Hasan Saydam çıktığı televizyon programında mahmuza hayır kampanyası başlattı. Hedef Türkiye’de Arap atı yarışlarını kaldırtmak! Çünkü Hasan Saydam Arap atı yarışlarını sevmez. O günden bu yana o dergiyi de okumuyorum. Üstelik hep sevdiğim insanlar var orada… Ne oldu? Türkiye’de mahmuz yasaklanalı seneler oldu. Arap atı yarışları da hala bütün ihtişamı ile devam ediyor.

- Özellikle Banko’da yayınlanan aleyhinizdeki yazılar ne zaman duracak peki?

Onu ben bilemem. “Nedir bu kavga?” diyenler var. Kavga yok aslında. Kavga olması için iki tarafın olması lazım. Bunlar şimdi benim aleyhimde, Atahan’ın aleyhinde yazıyorlar. Niye yazıyor, çünkü reklam yapmak peşindeler. Biz en az 300 bin basan FotoMaç’ta yazıyoruz. Ordan onlara cevap yazmamız işlerine gelir.

“KESİNTİLERİN AZALTILMASI LAZIM”

- Atçılıkla ilgili son sorumuz Hasan Abi; Sizce Türkiye’de atçılığın en büyük 3 sorunu nedir?

Bir, atçılığın devamı için bahsi müştereğin devam etmesi lazım. Bahsi müştereğin büyümesi için de bahsi müşterek üzerindeki devlet kesintilerinin azalması lazım. Dünyada bugün en büyük kesintinin olduğu ülkede yüzde 24 kesinti var. Biz de ise yüzde 60′lara varan kesintiler var. Bu kesintilerin azaltılması lazım.

İki bu kesintilerin azaltılması lazım.

Üç bu kesintilerin azaltılması lazım. Durum bu!

- Beşiktaş’a geçelim Hasan Abi. Kara Kartal’a olan sevginizi bilmeyen yok.

Valla yaklaşık 53 senedir Beşiktaş’ı çok yakından takip eden biriyim. Kongre üyesiyim. Dönem dönem çeşitli komitelerde görevler aldım. Her zaman, özellikle mali raporlar üzerinde, çalışmalar yaptım.

- Peki nasıl gidiyor Beşiktaş?

Beşiktaş çok kötü yönetiliyor. Çok sevmeme, saygı duymama ve seçilmesinde aktif rol almama rağmen Sayın Demirören ve arkadaşlarının başarılı olduğunu söyleyen yok gibi… Ben de kulübün iyi yönetilmediği fikrini taşımaya başladım. Beklentiler böyle değildi. Beşiktaş’ın paraları şu son dönemde çok çarçur edildi. Olayı sadece futbol açısından görmeyin. Futboldaki başarısızlık yanlış transferlere, teknik direktörün yanlış tutumuna verilebilir. Ama mesela baskette de Fenerbahçe’ye, Galatasaray’a yenilmeye başladık.

Erkek voleybol takımı küme düşmemeye gayret ediyor. Bir tek Tofaş’ı yendi. Bu sene düşecek takımlar Tofaş, Fatih Üniversitesi, Galatasaray ve Beşiktaş’tan çıkacak gibi… Tedbir alınmaz ise erkek takımı küme düşecek. Voleybolda bu sene Fenerbahçe şampiyonluğa oynuyor, muhtemelen de olacak.

Bayanlar voleybolunda ise şimdiye kadar Fenerbahçe Beşiktaş’ı hiç yenemedi. Beşiktaş her sene ya 2. ya da 3. olurdu. Ama bu sene Fenerbahçe bayanlarda da Beşiktaş’ı her oynadığı maçda yenebilecek kadroyu kurdu. Beşiktaş kapalı kutu… Daha maçlar başlamadı, kadrosunda son anda bir değişiklik yapmaz ise, Beşiktaş’ın ilk dörde girme yani Final Four oynama şansı yok gibi gözüküyor.

Niye kadroda değişiklik yapmıyor. Niye istediği kadroyu kuramıyor ya da niye geçen seneki kadrosunu muhafaza edemiyor? Çünkü para yok. İşte Beşiktaş iyi yönetilmiyor derken bundan bahsediyorum. Parasızlık sıkıntısı çekiliyor. En azından dışarıdan böyle görünüyor.

Sivas maçında en çok korktuğum şey başıma geldi. Tribünler birbirine düştü.

“BU SEZON BEŞİKTAŞ’I PROTESTO EDİYORUM”

- İnönü’ye gidiyor musunuz?

Bu senenin başında takımı gördüm, transferleri gördüm. Ki ben 50 senedir Beşiktaş’ın yurtiçi ve yurtdışı tüm maçlarını tribünden canlı olarak izleyen biriyim! Sadece hasta ve kış şartlarından dolayı ulaşamamışlığın dışında gitmediğim maç yoktur. Gerektiğinde açık tribünde bile Beşiktaş’ı izlemiş adamım. En çulsuz zamanımda bile millet Avrupa’ya uçakla giderken ben 3 gün trenle gittim! Her sene locada kombinem olur. Basın tribününe gitmiyorum, çünkü orada kavga ediyorum. İlk kez bu sene kombine almadım! Bu seneki maçlara da gitmedim.

- Bu sezon protesto mu ediyorsunuz?

Evet. Çünkü seyredilecek bir takım olmayacağını iddia ediyordum ve bütün iddialarım tek tek tek tek doğru çıktı. Şimdi herkes bana diyorki sen tabii eşekcisin atlardan dolayı iyi tahmin yapıyorsun. Öyle olsa hergün altılıyı ben bulurdum (gülüyor).

- Peki çözüm öneriniz nedir? Yönetim mi gitmeli, ya da Tigana mı gönderilmeli?

Yönetimin gitmesi için alternatif isimlerin olması lazım. Kulüp yönetmek için artık büyük paralara ihtiyaç var. Yıldırım Demirören’e alternatif bir ismin çıkması için o kişinin cebinde en az 100 milyon doların olması lazım. Demirören de başkanlığa devam edecekse en az 50 milyon dolarla gelmesi lazım. Duyduğum kadarıyla, ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum, henüz 6 tane 2,5 milyon doları getirip yönetime girecek aday bulunamamış. Yani Demirören 35 koyacak, diğerleri 15. Ama o 6 kişiyi bile bulamadılar! Bir takım insanların isminden bahsediliyor ama gelmişiz Kasım’ın ortasına, adaylığını açıklayan bir tek Demirören var. Bütün hadise Beşiktaş’ta taşları yerine oturtabilmek.

“SİNAN ENGİN’E AYDA 85 MİLYAR MAAŞ VERİLMİŞ”

- Sinan Engin’in döneceği söyleniyor..

Evet bugün gazetede okudum. Duyumum doğru ise geçen sefer Sinan Engin’e ayda 85 milyar maaş verilmiş. Aynı rakkam telaffuz edilecekse karar baştan yanlış… 85 milyar maaş Türkiye’de kim almış. Hangi beceresine veriyorsun bu maaşı. Neyin karşılığında alıyor bu maaşı. Dengelerin bozulacağı kesin. Çünkü kimse kendini Engin’den aşağı görmez. Bu paralar kimden çıkıyor?.. Olay budur. Yönetim para bulmalı. Eski hatalarından ders almalı ve kulübü iyi yönetmeli. Temennimiz bu.

- Bu sene kim şampiyon olur sizce?

Fenerbahçe olur desem de inanma… Gönlüm ve aklım her şeye rağmen Beşiktaş’tan yana… Çıkmadık canda ümit vardır.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.